Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2010 Perşembe

Yamaç paraşütçülerinin yeni adresi

ANTALYA - Kulüp Başkanı Mustafa Akkoca, Yönetim Kurulu üyeleri Orhan Şahiner, Erdoğan Aksoy, Gazipaşa THK İlçe Saymanı Sema Kalaycı, Alanya Doğa Dostları Kulübü Yamaç Paraşütü eğitmenleri Ergun Ulu, Murat Çiftçi ve Finlandiyalı pilot Tauno Montonen'den oluşan heyet, Karadağ bölgesinde kalkış rampası oluşturulacak alanda incelemelerde bulundu.
Bölgenin rüzgar durumu eğilimi ve coğrafi konumunu belirleyen heyet, rüzgar hızını ölçerek paraşütle rüzgar testi yaptı.
Karadağ'dan Selinus Plajı'na yamaç paraşütü yapılabileceğine karar veren heyet, daha sonra plaja inerek buradaki rüzgar durumunu inceledi.
Paraşüt eğitmeni Murat Çiftçi, yaptığı açıklamada, kulübün daveti üzerine Gazipaşa'ya geldiklerini belirtti.
Gazipaşa'da gerek Eğitim anlamında, gerek profesyonel anlamda uçuş alanlarını belirlediklerini anlatan Çiftçi, şöyle konuştu:
''İniş ve kalkış alanları için güzel yerler mevcut. Birkaç kalkış alanı tespit ettik. Gerçekten hem amatör hem de profesyoneller için ideal bir yer. Özellikle Avrupa'daki okulların eğitim için burayı tercih edeceğini düşünüyoruz. Gazipaşa, yamaç paraşütünde merkez haline gelecek.''
Gazipaşa Su ve Doğa Sporları Kulübü Başkanı Akkoca da ilçede her noktada Spor yapılabilmesi için çalıştıklarını söyledi.
Akkoca, Gazipaşa'da uzun zamandır yamaç paraşütüne yönelik çalışma yapmayı düşündüklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
Yamaç paraşütçülerinin yeni adresi

En iyi havalimanı seçildi

İSTANBUL - TAV İstanbul'un 2000 yılından bu yana işlettiği Atatürk Havalimanı, Skytrax tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, ''Dünyanın en iyi Havalimanları Ödülleri 2010'' kapsamında Güney Avrupa'nın En İyi Havalimanı unvanını almaya hak kazandı. İkinci ve üçüncülüğü ise İspanya'nın Barselona ve Madrid havalimanlarının kazandı.
TAV İstanbul Genel Müdürü Kemal Ünlü; Atatürk Havalimanı'nın, kategorisinde, Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya ve Balkanlar'daki tüm havalimanlarının önünde yer aldığını, her gün yaklaşık 80 bin yolcuya hizmet verdiklerini, bu ödülün de büyük bir gurur yaşattığını söyledi.
'En iyi havalimanı' seçildi

Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu

İSTANBUL - Dünyanın en büyük yolcu uçuş programı Priority Pass, 30 bin üyesi üzerinde araştırma yaptı.
Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu 600 aday arasından Peru'nun başkenti Lima'daki Jorge Chavez Uluslararası Havaalanı'nınki seçildi.
Salonda; battaniye, yorgan ve duşların olduğu dinlenme odaları bulunuyor.
Priority Pass Marka başkanı Jonathan French, "ödüller Lima SUMAQ VIP Lounge ve diğer ödül alan salonların örnek hizmet standartlarını yansıtıyor" dedi.
En iyi havaalanı bekleme salonu ödüllerini Kuzey Amerika bölgesi için Teksas Houston havaalanının E terminalindeki Continental Presidents Club, Avrupa için Zürih havaalanındaki Panorama Lounge kazandı.
Dünyanın en iyi havaalanı bekleme salonu

İtalyan seyahat dergisinden İstanbul a özel 14 sayfa

İSTANBUL - ''Türkiye: Boğaziçi'' başlığıyla İstanbul'dan çok sayıda fotoğrafın bulunduğu dergide, harita üzerinde müzelere ve saraylara ilişkin bilgiler aktarıldı. İtalya'dan İstanbul'a ulaşım hakkında bilgiler verildi. Oteller ve restoranlar tanıtıldı.
Cristina Gambaro'nun kaleme aldığı, Andrea Pistolesi'nin fotoğraflarıyla süslenen yazı, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Tepesi ve İstanbul'daki ilk yerleşimlere ev sahipliği yapan Kadıköy'den söz ederek başlıyor.
Yazıda, çok iyi korunmuş durumdaki 34 Roma gemisinin enkazına ulaşıldığı, aralarında Kuzey Afrika'dan gelen amforalar, deriden yapılmış kıyafetler ve ayakkabılar, Ege'den tabaklar bulunan tarihi eserlerin antik dönemde Boğaziçi'ndeki Ticaret trafiğine ışık tuttuğu belirtiliyor.
İstanbul'un ''Marmara Denizi ile Karadeniz'i birbirine bağlayan aynı zamanda Asya ile Avrupa'yı birbirinden ayıran, resmi olmayan rakamlara göre 15 milyonluk nüfusuyla bir megapol'' olarak nitelendirildiği yazıda, Boğaz, ''iki kıyı arasında her gün milyonlarca kişiyi taşıyarak gidip gelen vapurların, balıkçı gemilerinin ve büyük Petrol tankerlerinin gezdiği bir nehre'' benzetiliyor.
İLGİLİ HABER
'Kıtalar arası zarafet'
ALTIN BOYNUZ VE HALİÇ''Altın Boynuz'' yani Haliç'in de anlatıldığı yazıda, 1502'de II. Beyazıd döneminde Leonardo Da Vinci'nin Galata'da bir köprü yapmak istediği ancak bunun gerçekleşemediği de anımsatılıyor.
Yazıda, Galata Köprüsü, ''alt katındaki balık lokantaları ve nargile kafeleri, üst katında ellerinde olta balık tutan onlarca insanla İstanbul'un en Canlı noktalarından biri'' olarak betimleniyor. Boğaziçi'nin asırlar boyunca yerleşim yerlerine ev sahipliği yapmadığı, surların dışında yaşamanın insanlara korkutucu geldiği ifade edilen yazıda, Bizans döneminde kıyıda sadece manastırların olduğu, Osmanlı döneminde ise Boğaziçi'nin Yaşam alanlarına açıldığı, 1471'de Hünkar İskelesi'nde ilk sarayın kurulduğu, bunu Beşiktaş, Bebek ve Ortaköy'dekilerin izlediği anlatılıyor.
Dolmabahçe Sarayı'nın ''muhteşem'' olarak nitelendirildiği yazıda, sarayın bölümlerine ilişkin ayrıntılı bilgi okurlarla paylaşılıyor.
Dergide, iki denizin tuzluluk ve sıcaklılık oranlarının farklı olmasının Boğaziçi'ni balık açısından zengin bir hale getirdiği belirtilerek, mevsimine göre tadılabilecek balıklar hakkında bilgi veriliyor.
Bir dönem Boğaz'daki balık bolluğunun, ''Boğaz'da neredeyse elinle balık yakalayabilirmişsin'' sözleriyle anlatıldığı yazıda, zaman içinde İstanbul yakınlarındaki balıkçı köylerinin sayısının azaldığına dikkat çekiliyor. HAMAMLAR VE YALILAR Kentte tarihi ve doğal güzelliklerin bir arada bulunduğu semtler, ''Boğaziçi Köprüsü'nün ayağındaki Ortaköy'de barlar, nargile kafeler, restoranlar, caz Müzik dinlenebilecek yerler var'', ''Asya tarafındaki en kalabalık semtlerden biri Üsküdar'' gibi kısa notlar da yer alıyor.
İstanbul'daki tarihi yapılar arasında hamamların önemine vurgu yapılan yazıda, kentin tarihinde özel bir öneme sahip yalılar hakkında da geniş bilgi bulunuyor.
Yalıların fiziki özelliklerinin anlatıldığı yazıda, bu yapıların bugün butik otellere dönüştürüldüğü kaydediliyor. Ayrıca, İstanbul'da çeşitli dinlere ait ibadet mekanlarının ziyaret edilebileceği de yazıda belirtiliyor.
İtalyan seyahat dergisinden İstanbul'a özel 14 sayfa

Avrupalı turist 800, İranlı bin 200 dolar bırakıyor

İSTANBUL - İran'dan büyük turist grupları Türkiye'de ağırlayan ve önümüzdeki yıllarda 100 bin İranlı turisti Türkiye'ye getirmeyi hedefleyen Hey Travel Trends, bu yıl İranlı turistlere Ege-Yunan adaları gemi turu yaptıracak.
Hey Travel Trends Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya Sıtkı Bektaş, yaklaşık 1 milyon İranlı'nın her yıl Tatil amacıyla Türkiye'yi tercih ettiğini söyledi.
"İranlı turistler, Türkiye'ye gelmek için özellikle Nevruz ayını ve yaz aylarını tercih ediyorlar, genellikle ailece geliyorlar, eğlenceyi çok seviyorlar ve Boğaz gezilerinde mutlaka Canlı şarkı söyleyecek şarkıcı talep ediyorlar.
En çok Antalya ve İstanbul'u tercih ediyorlar. Kaprisli değiller. Otelleri beğenmemezlik ya da hizmete yönelik gereksiz eleştirileri olmuyor. Müslüman bir ülke olmamız onlar açısından büyük avantaj. Bizi tercih eden İranlılar'ın çoğu Türkçe biliyor. Ortalama 1 hafta kalıyorlar. Diğer yandan para harcama konusunda da gayet iyiler. Avrupalı bir turist 800 dolar bırakırken, İranlılar bin 200 dolar civarında para bırakıyor.'' İRAN'DA YAZ AYINA DENK GELEN SEÇİM, TURİST SAYISINI ETKİLEDİBektaş, 2009 yılında İran'da yaz aylarına denk gelen seçim nedeniyle Türkiye'ye gelen turist sayısında yüzde 15 civarında eksilme olduğuna değinirken, 2005-2008 yıllarının verimli geçtiğine dikkati çekti. İranlılar'ın gezilerinde genellikle İstanbul'u merkez yapıp, İstanbul üzerinden Avrupa ülkelerine devam etmek istediğini ancak Avrupa ülkeleriyle vize sorunu yaşanabildiğini kaydeden Bektaş, ''Avrupa ülkelerine giriş konusunda vize sorunu çözülürse, İranlı turist populasyonumuzda patlama yaşanır'' dedi.
Bektaş, özellikle yaz aylarında havalimanının kapasitesinin yetmediğine değinirken, ''Van Havaalanı'nı Nevruz ayında ve yaz aylarında kullanmaya çalışıyoruz ama yaz aylarında havalimanlarımız İran'dan gelişlerde yeterli olmuyor. Karayolu ise çok uzun sürüyor'' diye konuştu. ''KOMŞU PAZARLAR TURİZMDE GELECEK VAAT EDİYOR''Bektaş, Irak pazarının, 2011 yılında Türkiye için çok iyi olacağını düşündüğünü ifade ederek, Suriye ile ilişkilerin artmasından turizmin de olumlu etkilendiğini söyledi.
Türk Cumhuriyetlerinde gelecek gördüklerini vurgulayan Bektaş ''Bu ülkelerde giderek gezgin profili oluşmaya başladı. Bu ülkelerden ülkemize gelerek Otel almak isteyen iş adamları var. Komşu pazarlar turizmde gelecek vaat ediyor. Ermenistan'la ilişkilerimiz değişse de, artan ilişkiler olumlu gelişmelere gebe'' dedi. 2010'da turist sayısının 26 milyon ve gelirin ise 22 milyar dolar civarında olacağını beklediklerini söyleyen Bektaş, "Hedefin 50 milyon turist 50 milyar dolar pay almak olmalı. Eğer bu seviyelere ulaşırsak, pastadan yüzde 5 pay almış oluruz. Bu amacımızı 10 yıl içerisinde yakalamalıyız'' diye konuştu.
Avrupalı turist 800, İranlı bin 200 dolar bırakıyor

Her şeyin başladığı yer e gidin

KAHİRE - Turizmde 2010 yılını yatırım yılı olarak belirleyen Mısır, Türkiye'den gelecek turist sayısını artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda İstanbul'daki ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na da (EMITT) katılan ülke, reklam ve tanıtıma ağırlık vererek Türkiye'den turist çekmeyi planlıyor.
Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, Türkiye'den Mısır'a geçen yıl 4 bin 500 kişiyi götürdüklerini söyledi.
Mısır'ın bu yıl turist sayısını artırmaya yönelik tur operatörlerine Gazete ilanları ve getirilen kişi sayısı bazında toplam 270 bin dolarlık bir teşvikte bulunacağını ifade eden Özkar, ''Sektörün paket tur satış totalinde yüzde 40'lara varan bir satış yüzdemiz olduğu için, teşviğin büyük bir kısmının bize verilmesi ön görülüyor'' dedi.
Mısır'ın 11 Şubatta İstanbul'da düzenlenen ''14. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı''na katılarak reklam ve tanıtım yaptığını anımsatan Özkar, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çok ciddi miktarlarda yaklaşık 200 bin TL'lik gibi bir reklam harcaması yaptılar. Mısır'ı tanıtan ve EMITT Fuarı'nın sponsoru olduklarını anlatan bir çalışmaydı bu. 2010 yılında bu reklam çalışmalarını bilboard ve gazete ilanlarıyla sürdüreceklerini belirttiler. Bizlerden de tur operatörü olarak destek bekliyorlar.
Açıkçası 'turist sayısını şu kadar yüzde artıralım' gibi bir hedeften ziyade 2010 yılını biraz da yatırım yılı olarak görüyorlar. Yapılacak reklamlarla acenteleri teşvik ederek, gerek acentelerin eski müşterilerine gerekse onların yapacağı reklamlarda Mısır'ın ön planda tutulmasını, uygun fiyatta olduğunu, yurt içi fiyatına orada Tatil yapılabileceğini insanlara anlatmak istiyorlar.'' ''AMAÇ, İNSANLARIN AKLINA MISIR'I SOKMAK'' Reklam kampanyasındaki diğer bir amacın da Mısır'a gitmeyi hiç düşünmeyen insanların aklına bu ülkeyi sokmak olduğunu vurgulayan Özkar, bu doğrultuda Mısır'ın imajını artırmaya yönelik çalışmalar yapılacağını belirtti.
Mısır Turizm Bakanlığının belirlediği ''Her şeyin başladığı yer'' sloganının çok doğru olduğunu ifade eden Özkar, ''Dünyada her şeyin başladığı yer olarak nitelendirilen 5 bin yıllık bir medeniyet olan Mısır'a, tarih, kültür gezmek isteyenler mutlaka gitmeli'' dedi.
Mısır'ın her türlü zevke ve her türlü tatilciye hitap ettiğini vurgulayan Özkar, Avrupa'ya alternatif olarak gezilip görülmesi gereken bir yer olduğunu belirtti.
MISIR TURLARI Özkar, 4 yıldır Mısır'a tur düzenlediğini, ilk yılda yaklaşık 500 kişiyi gezdirdiklerini söyledi. Bu turların tarifeli seferlerle yapıldığını anlatan Özkar, ''Bugünlere göre fiyatlarımız biraz daha fazla idi. Örneğin şu anda 199 Euro'ya satılan Kahire, İskenderiye Şarm paketleri o dönemde 499-649 euro arasında değişiyordu'' dedi.
Mısır'a götürdükleri Türk sayısının her yıl katlanarak arttığını dile getiren Özkar, rakamın bir yıl sonra 700'lere sonraki yıl 2500'e 2009 yılında ise 4500'e yükseldiğini bildirdi.
Turları iki yıl önce tarifesiz uçak (charter) ile yapmaya başladıklarını belirten Özkar, şu bilgileri verdi:
''Kasım ayının 15'inden Martın başına kadar her hafta düzenli olarak Kahire, Şarm, İskenderiye charterini kaldırdık. O zamanlar ücrete herşey dahil değildi. Mısır'da 199 avrodan başlayan 499 avroya kadar değişen bir haftalık paketlerimiz var.
Burada yapılabilecek çok fazla ekstra tur var. Ekstralar 20-60 Euro arasında değişiyor. Bir haftalık turlarda 4 akşam yemeği dahil. Misafirlerimiz 3 akşam yemeğini ve 7 öğle yemeğini kendileri alıyorlar. Mısır ekonomik bir yer olduğu için çok fazla para harcanmıyor. Buraya gelenler aşağı yukarı kişi başına 300 avro yanlarında getirse yeterli oluyor.'' ''YURT İÇİ TATİL FİYATINA YURT DIŞI FIRSATI''Mısır'a gelmek için en uygun zamanın Şubat ile Haziran ayı arası olduğunu dile getiren Özkar, ''Haziran ayından sonra sıcaklıklar arttığı için dolaşmak biraz sıkıntılı olabiliyor. Ancak yaz aylarında buradaki deniz kıyılarında da yurt içine alternatif tatil yapılabilir'' diye konuştu.
199 avrodan başlayan ekonomik turlardaki amaçlarının sürekli yurt içinde tatil yapan kişilerin, çok düşük rakamlara ve taksit imkanlarıyla yurt dışına çıkmalarını sağlamak olduğunu ifade eden Özkar, Türk tatilcilerin ''bir ülkeye bir kez gideyim her yerini göreyim'' mantığıyla hareket ettiklerini söyledi.
Özkar, sundukları bir haftalık paketlerde tarih, kültür, deniz ve güneş gibi birçok seçeneğin bulunduğunu belirtti.
Gezginlerin, ülkeye birkaç kez gelmiş olanların ise Mısır tarihinin yüzde 70'inin bulunduğu Luxor bölgesini tercih ettiğini anlatan Özkar, ''Luxor Aswan arasında gemilerle nehir turu yapılan turlarımız da var. Bu turların fiyatları ise 699 ile 899 avro gibi fiyatlardan başlıyor bin 200, bin 300 avroya kadar yükselebiliyor'' dedi.
YAPMADAN MISIR'DAN DÖNMEYİNÖzkan, Mısır'da gezilecek ve yapılacak çok şey olduğunu ifade ederek, şu tavsiyelerde bulundu:
''Kahire'de Dünyanın 7 harikasından tek ayakta olan Piramitler mutlaka gezilmeli. Turistlerin ilgisini çeken Khan-el Halili Çarşısı da görülmeye değer. Kahire Müzesi, kalesi ve kulesi de görülmesi gereken diğer yerler. Ülkenin tarihini merak edenler daha ziyade Luxor bölgesini tercih etmeli.
İskenderiye'de eski Osmanlı yerleşimlerinden biri. Görmek mümkün olmasa da İskenderiye Feneri'nin bulunduğu yerde yapılan kale, İskenderiye Kütüphanesi ve Muntaza sarayı gezilmeden bu şehirden dönmeyin. Ayrıca burada Akdeniz'den tutulan nefis balıkları tadabileceğiniz bir çok Restoran var. Bu alternatifi de mutlaka değerlendirin.
'Her şeyin başladığı yer'e gidin

Şehrin semalarında İstanbul uçacak

İSTANBUL - Türk ve Alman sanatçıların özgün tasarımlarıyla boyanan Boeing 737-800 uçağı, 27 Şubat 2010 tarihinden itibaren beş yıl süreyle, şirketin İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı merkezli uçuşlarında kullanılacak. Türkiye'de ilk olarak, turkuaza boyalı gövdesi kırmızı İstanbul simgeleriyle süslenen uçağın Avrupa'daki birçok ülkeye uçarak gönüllü Turizm elçiliği yapacağı ve milyonlarca kişiye İstanbul'u tanıtacağı ifade edildi.
Şehrin semalarında 'İstanbul' uçacak

Yabancılar Antalya da evleniyor

ANTALYA - Türkiye'de ilk kez ''Evlilik Turizmi''ni başlatan Wedding Cıty Antalya Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Erman Korkmaz, Antalya'da evlenmek isteyen yabancıların sayısının her geçen gün arttığını bildirdi. Korkmaz, Evlilik turizmini yaygınlaştırma amacıyla Türkçe, Rusça, ingilizce ve Almanca afiş ve broşürler hazırladıklarını söyledi. ''Zeus'un Hera'ya Aşkını İlan Ettiği Olympos Dağlarında Evlenin'' sloganıyla, 10.10.2010 tarihinde evlenmek isteyenler için yeni bir organizasyon düzenlediklerini belirten Korkmaz, Avrupa ve Rusya'da 100 bine yakın Turizm acentesi ile Türk konsolosluklarına bilgi verildiğini anlattı.
''Yurt dışından evlilik şirketleri ile evlenecek kişilerden Antalya'da evlenmek için yoğun talep var. Özellikle Rusya'dan ilgi büyük. 10.10.2010'da, böyle özel bir tarihte hazırladığımız projeyle evlenecek çiftlere ulaşmaya çalışıyoruz. Evlilik turizminde Antalya'yı başkent yapmak için Wedding City Antalya grubu olarak, iş ortaklarımız olan Avrupa'daki büyük Türk turizm şirketleriyle çalışarak dünya pazarındaki yerimizi almaya çalışıyoruz. Dünya turizminde Avrupa ve Rusya pazarından en fazla turisti Antalya'ya getiren diğer tur şirketleriyle de görüşmelerimiz devam ediyor.''
Yabancılar Antalya'da evleniyor

Her derde deva mavi yengeç

SİLİFKE - Doğu Akdeniz sahillerinde bol miktarda avlanan ancak, bugüne kadar sadece turistler ve sosyo-ekonomik seviyesi yüksek kesim tarafından tercih edilen mavi yengeci, Mersin'de, yerli halkın da keşfettiği, daha önce bu deniz ürününe tiksinti ile bakanların şimdi severek tükettikleri bildirildi. Yüksek protein değeri, doymamış yağ asitleri ve yararlı mineralleri ile Avrupa ülkelerinde bolca tüketilen, Türkiye'de ise sosyo ekonomik seviyesi yüksek ''sosyete'' diye tabir edilen kesim tarafından tercih edilen mavi yengeci, Mersin sahillerindeki lokantalarda artık yöre halkı da keşfetti. Bu sezon Doğu Akdeniz'de bol miktarda avlanan mavi yengeç, mersin sahillerindeki lokantalarda kilosu 20 lira, porsiyonu 4-5 liradan satılıyor. Mersin'in şirin Tatil yörelerinden Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesinde balık restoranı işletmeciliği yapan Ali Mavili, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Göksu deltasındaki Akgöl'de yakaladıkları mavi yengeçleri müşterilerine meze olarak ya da porsiyon halinde sunduğunu söyledi. Mavi yengecin Doğu Akdeniz'in en büyük zenginliği olduğunu, doğal denge bozulmadığı sürece bu zenginliğin devam edeceğini anlatan Ali Mavili, ''Özellikle bu sezon ağlarımız dolu döndük. Balıktan çok mavi yengeç satmaya başladık. Çünkü, yöre halkı daha önce tiksintiyle baktığı yengeci şimdi severek tüketiyor. Artık sadece turistlere değil yerli halka da satış yapabiliyoruz'' dedi. Mavili, kendisinin de mavi yengeci ilk kez 1980'li yıllarda tattığını belirterek, şunları söyledi: ''Ben severek yerken arkadaşlarım bana şaşıyorlardı. O günden bu güne lokantaya gelen herkese, özellikle de yöre halkına lezzeti ve protein değeri ile eşi bulunmayan bu balığı tüketmesi için ısrarcı oldum. Şimdi artık bu yörede mavi yengeci sevmeyen kalmadı. Mavi yengeci, meze olarak mutlaka lokantamda bulunduruyorum. Tüketmek istemeyenlere mutlaka tattırıyor, düşüncelerini öğreniyorum. İsteyenlere haşlama ya da kızartma olarak sunuyorum. Ama daha çok kızartması tercih ediliyor. Izgaraya konan mavi yengeçler, kömür ateşinde kısa sürede turuncu bir renk alıyorlar. Etleri ise piştikçe beyaz bir şekilde ortaya çıkıyor. Yengeç porsiyonları özel sosu ve salatası eşliğinde sunuyoruz. Ancak, yerken ayakları ve gövdesi oldukça sert olan yengeçler için özel olarak makas benzeri kırma aleti de veriyoruz.''
Her derde deva 'mavi yengeç'

17 Şubat 2010 Çarşamba

Times, İstanbul a övgü yağdırdı

LONDRA - Gazete, "Hughes'un, ilk ziyaretinden 30 yıl sonra, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'un gizli hazinelerini bulmak için bu şehre döndüğünü" kaydetti.
Yazısına, Avrupa Kültür Başkenti olarak 2010 yılının İstanbul için renkli bir yıl olacağına dikkati çekerek başlayan Hughes, "İstanbul benim favori şehrim. Bu şehri ilk olarak 18 yaşındayken ziyaret ettim ve şehre aşık oldum ve çocuklarımın da bu şehri görmelerini istedim" ifadesini kullandı.
Ailesiyle yaptığı İstanbul seyahatinden yazısında bahseden Hughes, şehirde tarihin çok kültürlülüğün yansımalarını görülebildiğini belirtti.
Kapalı Çarşı'dan, Les Ottomans otelinden, Çırağan Palace oteldeki Turga restorandan, Ortaköy'den yazısında övgüyle bahseden Hughes, Ortaköy'le ilgili "Tepemizde 20. yüzyılın Boğaz Köprüsü'nün tekno ışıkları, altımızda ise hafifçe aydınlatılmış 18. yüzyıl camisi" ifadesini kullandı.
Asya'yı Avrupa'ya deniz altından bağlayacak Marmaray tüneli için yapılan kazılar sırasında çıkan camlar, vazolar, takılar gibi 25 binden fazla objenin İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilendiğine dikkati çeken Hughes, bu müzeyi çok beğendiğini kaydetti.
Yazısında, İstanbul'daki deniz taşımacılığı ve fiyatları konusunda da bilgi veren Hughes, 2010 Kültür Başkenti programı kapsamında İstanbul'da "Adalar Müzesi" açıldığını ve Prenses adalarıyla bu müzede bilgi verildiğini belirtti.
Bettany Hughes yazısına, "İstanbul heyecanlı, cana yakın, çeşitli ve paradoksal. Şehir ilk ziyaret ettiğimden, 30 yıldan bu yana çok değişmiş. Şimdi eski gerçekten yeniyle bir arada ve bu yılki sanat programı bize İstanbul'un ne kadar parıltılı bir geleceği olduğunu hatırlatıyor" ifadeleriyle son verdi.
Times, İstanbul'a övgü yağdırdı

Türkiye nin turizm rakibi

Türkiye gibi AB dışı ülkelerde "roaming, Araba kiralama ücretleri, vize" gibi görünmez maliyetlerin Turizm rekabetinde dezavantaj sağladığı kaydedildi.



İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan bir haberde Yunanistan'ın turizmde pahalı bir destinasyon haline geldiği görüşünün doğru olmadığı, bakılan yere bağlı olmak üzere turistik açıdan hala çok değerli konumda bulunduğu belirtildi. Yunanistan'ın turistlerin paralarının değeri itibarıyla "öldüğü" dedikodusunun abartılı olduğu belirtilen haberde, "Post Office Worldwide Holiday Costs Barometer'e göre Yunanistan 2010 için, 12 ay öncesiyle kıyaslandığında, ülkeyi 30 ülkenin bulunduğu tabloda 12'nci yapan yüzde 9.5 daha düşük fiyatlarıyla önemli derecede ucuz. Bu kısmen euronun geçen yılki düşüşünden, fakat Yunanistan'a komşusu ve rakibi, ölçümlerin fiyatların 12 ay öncesine göre yüzde 44 büyüdüğünü iddia ettiği Türkiye'ye karşı üstünlük sağlayan reel yerel fiyatların aşağı inmesinden kaynaklanıyor" denildi.





FİYAT KARŞILAŞTIRMALARI



Ölçümleri yapan Barometer'e göre Yunanistan'ın fiyat karşılaştırması açısından İspanya, Portekiz ve Malta ile aynı düzeyde olduğu, İtalya, Fransa ve Kıbrıs'tan ise hala önemli miktarda ucuz durumda bulunduğu belirtildi. euro bölgesi dışında Yunanistan'ın büyük rakibi Türkiye'den yüzde 12 daha ucuz olduğu kaydedildi.



Haberde, "AB dışında vizeler (örneğin Türkiye'ye giden dört kişilik bir aile için 40 sterlin ekstra maliyet getiriyor) ya da şu anda Avrupa Komisyonu sayesinde Yunanistan'da bir üst sınır getirilmiş bulunan, ancak Türkiye ve Mısır'da pahalı olan uluslar arası Mobil telefon roaming ücreti gibi gizli maliyetler vardır" denildi.



Gizli maliyetlere örnek olarak araba kiralama da verilirken, Yunanistan'da bir günlük araba kiralama ücretinin, AB dışındaki rakipler Türkiye, Mısır ve Tunus'tan yüzde 50 daha ucuz olduğu kaydedildi.


Türkiye'nin turizm rakibi

Erken rezervasyon başladı

İç turizmi canlandırmayı ve vatandaşlara avantajlı ödeme imkanı amaçlayan, ayrıca ülkeye gelen yabancı turistlerin daha uygun ödeme koşullarıyla seyahat ettiklerine dair yaygın algıyı değiştirmeyi hedefleyen ''Erken Rezervasyon Kampanyası'', ''Tatil Herkesin Hakkı'' ve ''Yerinizi Şimdiden Ayırın'' sloganlarıyla başladı.



Feriye Lokantasında kampanyanın tanıtımı dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuşan Bakan Günay, Türkiye'nin küresel ekonomik krize rağmen ziyaret eden turist sayısı açısından yılı artı ile kapatan 10 ülke arasında tek ülke olduğunu ifade ederek, geçen yıl turist sayısının 26 milyon 300 binden 27 milyon 177 bine çıktığını hatırlattı.



Günay, 2010 yılına da iyimser başladıklarını, Ocak ayında Antalya'ya gelen turist sayısında geçen yıla oranla yüzde 34 artış olduğunu bildirerek, Dünyanın ve Avrupa'nın ekonomik krizi geride bırakmasıyla bu yıl Türkiye'nin turist sayısının daha da artacağını umut ettiğini dile getirdi.





Ertuğrul Günay, ''Bu bizi kesinlikle rehavete kaptırmıyor. Tam tersine tanıtımda, alt yapıda, ülkemizin doğal ve tarihsel güzelliklerine sahip çıkmak konusunda önceki yıllarda olduğundan daha şevkle çalışmak niyetindeyiz'' dedi.







İç turizmi canlandırmak amacıyla geçen yıl Mayıs ayında başlatılan benzer kampanyayla seyahat acentalarının satışlarında yüzde 40'a varan artış sağlandığını anlatan Günay, bu yıl kampanyayı öne çektiklerini söyledi.



İç Turizm kampanyasını önemsediğini kaydeden Günay, şöyle konuştu:



''Çünkü Türkiye'nin zenginleşmesi, turizmde Marka değer kazanması, daha çok istihdam olanağı, ekonomik gelir, sosyal dönüşüm sağlaması, kendi insanımızın da Yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gayret ediyoruz. Bizim insanımız Türkiye'nin tarihsel ve doğal güzellerinden haberdar olmayacaksa yaptığımız iş biraz aldatmaca düzeyinde kalabilir. Türkiye'nin Tatil olanaklarından, dünyanın en iyi konaklama tesisleri arasına giren tesislerinden, arkeolojik zenginliklerinden bizim insanımız da faydalanmalıdır. Bu sosyal turizm anlayışı... Sosyal turizm bizim bakanlık olarak sürdürdüğümüz turizm politikasının önemli temel ilkelerinden bir tanesidir.''



Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) ve Türkiye Otelciler Federasyonu'nun (TÜROFED) öncülük ettiği, çeşitli kurum ve kuruluşların desteklediği kampanya kapsamında yüzde 40'lara varan indirim imkanı sağlanacağını belirten Bakan Günay, şöyle devam etti:



''Sloganımız 'Tatil Herkesin Hakkı' ama bu haktan yararlanmak için 'Yerinizi Şimdiden Ayırın'. Bu hakkın kullanılmasını ertelemeyin. Benim son zamanlarda bir hayat felsefem var. 'Aklınıza iyi bir şey geliyorsa, hemen gerçekleştirin. Kötü bir şeyi erteleyin. Kötü bir şeyden belki vazgeçebilirsiniz ama iyi şey için zaman geçmiş olabilir'. Onun için madem tatil hakkımızdır, bu hakkı kullanma konusunda erken davranmamız gerekiyor. Erken davranmak sektörün işini kolaylaştırıyor.''



KAMPANYA HAKKINDA BİLGİ





Kültür ve Turizm Bakanı Günay, kampanya kapsamında bankacılık, ulaşım ve iletişim sektöründen kuruluşlar, tur operatörleri ve Türk Hava Yolları, Pegasus, Türkiye İş Bankası, Finansbank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Akbank ve Denizbank ile işbirliği yaptıklarını, Başbakanlık, valilik, belediye başkanlıkları, RTÜK, TRT ve YÖK'ün kampanyanın gerçekleşmesine katkı sağladıklarını anlattı.



Mayıs ayı sonuna kadar sürecek kampanya kapsamında erken rezervasyon yaptıran vatandaşların kampanya süresince yüzde 35 ile 40 arasında indirim imkanından yararlanacağını belirten Günay, kampanyada işbirliği yapan bankaların kredi kartlarını kullanan vatandaşlara da ödemelerde 4 aya varan ötelemeler yapılacağını bildirdi.



Çeşitli kurum ve kuruluşların kampanyanın duyurulması için çalışacağını, Başbakanlığın kampanyayı kamu kurum ve kuruluşlarına duyurmak için genelge hazırladığını belirten Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:



''Türkiye'nin mutlaka görülmesi gereken tarihsel, doğal, arkeolojik, kültürel zenginlikleri var. Çeyrek yüzyıldır adım adım Türkiye'yi geziyorum. Şimdi görevim gereği aynı ilgiyle ve biraz daha yüksek tempoyla gezmeye devam ediyorum. Hala görmem gereken, görmediğim ne kadar emsalsiz güzellikler olduğunu da sevinerek paylaşıyorum. Türkiye yurt dışına 7 milyon kadar turist gönderiyor ama içeride de görmemiz ve bilmemiz gereken yer var. Yurttaşlarımız tarafından bunun paylaşılması hem turizm açısından hem de yurttaşlarımızın kendi yaşam kalitesinin yukarıya çekilmesi açısından önemli olacaktır.''



YENİ ANTİK ŞEHİRLER KEŞFEDİLİYOR



Bakan Günay, dün Osmaniye'nin Kadirli ilçesindeki Karatepe'de olduğunu ve kendisini kış aylarını orada geçiren 90 yaşındaki ''arkeologların duayeni'' olarak tanımladığı emekli Prof. Dr. Halet Çambel'in dolaştırdığını anlatarak şöyle konuştu:



''Çambel, koluma girdi, elinde bastonu adım adım bir saat dolaştırdı beni büyük bir heyecanla. Ama heyecanlanmayacak gibi değil... Duvar rölyefleri, aslan kabartmaları... Burada koca bir şehir var, geç Hitit dönemine ait... Çoğumuz bilmiyoruz. Antalya'yı biliyoruz. Perge'yi herkes bilir, ama yakında Siglon diye bir şehir var. Kimse bilmiyor. Dağın tepesinde kocaman inanılmaz bir şehir var. Sagalassos'u bir görün, her yıl oraya gidersiniz, Efes'e artık gitmezsiniz. Dağın tepesinde, yukarıdan aşağıya Roma'daki meşhur Aşk çeşmesi gibi her yamaçta bir çeşme var. Şimdi Antoninler Çeşmesini ayağa kaldırdık, arkası geliyor. Burdur'un Gölhisar tarafında Kibila diye yeni bir şehir geliyor. Toprağı kaldırıyorsunuz, altından yapılar çıkıyor, yıkılmamış. Pamukkale'yi, Hierapolis'i biliyoruz ama Laodikya diye bir şehir var. Denizli ile birlikte çalışıyoruz ve bambaşka bir Efes geliyor. Bütün Türkiye emsalsiz zenginliklerle dolu. Deniz ayrı bir şey ama Arkeoloji ve tarih açısından emsalsiz bir toprak üzerinde yaşıyoruz. Bunu anlatma konusunda özellikle gençlere yönelik büyük bir seferberlik başlatmamız gerekiyor.''



''HEDEFİMİZ 30 MİLYONDUR''



Kültür ve Turizm Bakanı Günay, bir soru üzerine, kampanya dahilinde iptal sigortası üzerinde çalışılabileceğini belirtti.



''2010 yılında kaç milyon turist hedefliyorsunuz?'' sorusu üzerine Günay, ''Önümüzdeki hedef 30 milyondur. 2010 veya 2011 yılında 30 milyon sınırını görmek istiyoruz'' dedi. Turizme bakışlarının kişi sayısına odaklı olmaktan daha çok, gelen turist profiline de odaklı olmaya başladığını belirten Günay, bunun yeni vizyonları olduğunu söyledi.



Türkiye'yi görmeye gelen herkese kapılarının açık olduğunu ifade eden Bakan Günay, şöyle konuştu:



''Sırt çantasıyla gelen ve sadece günlük harçlığı olan üniversite öğrencisi de ülkemize gelebilir. Bundan çok keyif duyarız. Geçen yıl Avusturya Cumhurbaşkanı gelmişti. Cumhurbaşkanı, akşam yemeğinde bana bir fotoğraf gösterdi. Delikanlı yaşlarında kız arkadaşıyla birlikte Türkiye'ye gelmiş, geldikleri arabanın jant kapağının aynasında traş oluyor. Ama unutulmaz bir hatıra olmuş. O zaman geldiğinde para harcamıyordu ama bu kez Cumhurbaşkanı olarak geldi, Türkiye'nin keyfini çıkardı.



Katiyen 'sırt çantasıyla gelenler' gelmesin demiyorum. Özellikle gençlerin gelmesine çok açığız. Çünkü gelen gençler tekrar gelecekler. Kişi başına geliri artırmak da bizim hedeflerimizden bir tanesi. Turistlerin harcadığı parayı artırmak gelen turist sayısını 30 yapmaktan daha önemli.''



Günay, kampanya ile rezervasyonlarda yüzde 50'ye yakın artış beklediklerini kaydetti.



KAMPANYAYA KKTC DE DAHİL



KKTC Kültür, Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu da KKTC'nin de kampanyaya dahil edilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, 13 bin yatak kapasitesine sahip olduklarını belirtti.



Turizm açısından Türkiye'nin çok iyi bir noktada bulunduğunu vurgulayan Aşıkoğlu, Türkiye'nin stratejisini izleyerek büyümeye çalıştıklarını söyledi.



Kampanya kapsamında erken rezervasyon yaptıran müşterilere yüzde 30-40 arasında indirim uygulayacaklarını bildiren Aşıkoğlu, ayrıca bakanlık olarak turistlere tam gün tur imkanı yaratmak için de çalıştıklarını kaydetti.



''HEDEF, 2023'TE 70 MİLYONA SEYAHAT YAPTIRMAK''



TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ise vatandaşların gelecek yıl için de yerini ayırmasını unutmaması gerektiğini belirterek, ''Bugün seyahat oranı yüzde 12 civarında. Biraz noksan olarak görüyorum. Hedefimiz 2023 yılında 70 milyona seyahat yaptırmak. Yurt dışına çıkmak isteyen vatandaşlara 'Önce Türkiye'nin güzellerini görün, sonra başta KKTC olmak üzere diğer ülkelere gidin' diye sesleniyorum'' şeklinde konuştu.



Sigortalı seyahatin başladığını hatırlatan Ulusoy, ''Müzekart'ın var, sigortalı seyahatin var, indirim var, KKTC var, bakanlığın, sektörün desteği var. Gerisi vatandaşa kalmış. Yolunuz açık olsun'' görüşünü dile getirdi.



Toplantıya Turist Rehberleri Birliği (TUREB) Başkanı Şerif Yenen, Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır, TÜROFED Başkan Yardımcısı Seçim Aydın, Türkiye Özel Sektör Havacılık İşletmeleri Derneği (TÖSHİD) Başkanı İzzet Tükenmez, Tanıtma Genel Müdür Vekili İbrahim Yazar, Manken Tülin Şahin ile THY ve Pegasus temsilcileri de katıldı.


Erken rezervasyon başladı

1 Ocak 2010 Cuma

Yeni Yıl Tatili İçin En Güzel Yerler

Neden Gidilir: Orta Meksika’daki İspanyol kolonilerinin göz bebeği ve kültürel eğlence yeri şehir civarındaki teatral tören alayları, sayısız posadas sahneleri ve havai fişekler, şehrin tam ortasındaki El Jardin meydanında canlı müzik ve dans ile Noel’de heycan vericidir. Her biri Noel’e özgü olan meyvelerden ve brendiden mamül bir cins Meksika turları içkisi olan ponche ya da tatlı rosca de reyes ekmeğinin tadını kaçırmayın.

Trømso, Norveç

Neden Gidilir: Karlı ada şehri Trømso Noel’de kuzey yıldızlarının eşsiz manzaralarını görme (akşam 18:00 ile gece yarısı arasında görmeye çalışın) ve Kuzey Kutbuna gittiğinizi anlatabilme şansını – ya da en azından Kuzey Kutup Dairesine – sunar. Artı köpeklerin çektiği kızaklar, muhteşem yiyecekler ve dağın zirvesine giden bir teleferik. İşte “gün” yalnızca alacakaranlık mavisinden oluşan birkaç saatten ibaret.

Chicago

Neden Gidilir: Rüzgarlı Şehir hareketli İhtişamlı Yol boyunca binlerce Noel ışıkları; ateşinizi yükseltmek için bira ve sosis gibi yiyecekler ile dev bir açık hava Alman el sanatları pazarı Christkindlmarket; kule gibi yükselen el yapımı bir Noel ağacı ve Noel temalı bir eğlence parkı ve kapalı buz pateni pistine sahip Deniz Kuvvetleri Rıhtımının Kış Festivali ile Noel zamanlarının neşesini geniş bir şekilde kucaklar.

Viyana

Neden Gidilir: Eski moda bir sıcaklık Noel’de Viyana’yı sararak en iyi biçimde geceleri ziyaret edilen üç açık hava Christkindlmarkt ve parıldayan dekorlarla imparatorluk mimarisinin sert kenarlarını yumuşatır. Satıcılar el yapımı eşyalar ve süsler satarken ziyaretçiler ellerindeki yiyecekler ve bir kadeh baharatlı sıcak şarap ya da glühwein ile alışveriş çantalarını doldururlar. Ve Viyana turları Erkek Çocuklar Korosu Pazar günleri saat 09:15’de bedava konserler verir.

Quebec Şehri

Neden Gidilir: Aydınlatılmış parke taşlı caddeler, 16. ve 17. yüzyıldan kalma taş evler ve çok ama çok miktarda kar Quebec’in 400 yaşındaki duvarlarla çevrili şehrini Noel’in geçirilebileceği Avrupa turları ben tatil zeri atmosfere sahip bir yer haline getirir. Quebec’in eğlencesi ve harika yiyecekleri herşeyden öte kışı sevdiğinizi size hatırlatabilir.

Paraty Brezilya

Neden Gidilir: Çok fazla Noel gibi olmasa da, Rio’dan araçla yarım günlük mesafedeki Paraty şaşılacak derecede iyi korunmuş Portekiz koloni mimarisi, canlı bir kültürel doku ve yemyeşil yağmur ormanları ile dünyanın en kusursuz plajlarından bazılarına kolay erişimi ile adeta gizli kalmış bir mücevherdir.

Castleton, İngiltere

Neden Gidilir: Neşeli bir tarzda aydınlatılmış Noel ağaçlarıyla kaplı küçük taşlı bir İngiliz köyü yeterince büyüleyici ise de mağaraların içinde mum ışıklarıyla Noel ilahileri söylemek bu güney kasabasını özel Noel seyahat noktalarının arasına sokmaktadır.

Kaikoura, Yeni Zelanda

Neden Gidilir: Kaikoura yarımadası ren geyiklerine sahip olmayabilir fakat Kaikoura Körfezindeki kaşalotlar, kürklü foklar, esmer yunuslar, karabalinalar ve albatroslar açısından bereketlidir. Ziyaret ettiğinizde yaz mevsimi olacağından tekne ya da kanoyla neredeyse hepsiyle karşılaşabilir ve plajda bazı Noel zamanı ışıkları yakalayabilirsiniz.

Key West, FL

Neden Gidilir: Eğlence ve yüksek sıcaklıklar tipik olarak Key West’in en iyi yönleridir ve Noel’de buna dahildir. Süslenmiş palmiyeler, yorgun tarihi hanlar (turlar Aralık 11, 12, 18, ve 19) ve tarihi kordon boyunca dizili çiçeklerle süslenmiş dört sıra tekneler (“Noel Öncesi Körfez”) yalnızca şehrin cümbüşünü arttırmaktadır.

Taos, NM

Neden Gidilir: Yüksek ve ıssız bir ovada kurulu bu uzak köy kültürel geleneklerinin zengin karışımı nedeniyle özellikle Noel’de büyüleyicidir. Kaçırılmaması gerekenler: luminarias (kağıt fenerler) ile tamamen aydınlatılmış tarihi Ledoux Caddesi; posadas adı verilen Mary ve Joseph’in sığınak aramasını canlandıran törensel sahneler; ve Taos Pueblo’daki ana meydanı kaplayan coşkulu Amerikan Kızılderilileri Noel Arifesi kutlaması. Artı, 18 mil uzaklıktaki Taos Ski Resort’da Noel Günü boyunca kayak yapabilirsiniz

31 Aralık 2009 Perşembe

İstanbul Business Traveller da

ANTALYA - Business Traveller Dergisi, Aralık-Ocak 2010 sayısında İstanbul'a iki sayfa ayırdı. Dergide Ally Miola tarafından kaleme alınan ''İstanbul Ateşler'' başlıklı haberde, kentin 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasının nedenlerine yer verildi.
İstanbul'un gece hayatından, Boğaz manzarasına kadar fotoğrafların yer aldığı haberde, İstanbul'un, coğrafya ve etimolojik olarak tarihten günümüze pek çok zenginlik barındırdığı belirtildi. Haberde yazar Ally Miola, İstanbul'un ''gökyüzüne uzanan minareleri, kalabalık Kapalı Çarşı'sı ve tatlı kokulu caddeleriyle'' dikkati çektiğini ifade etti.
Miola haberinde, ''Türkiye Avrupa Birliği'nin resmi üyesi olmadan önce 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu'' derken, bunda İstanbul'un özellikle Moda ve Turizm alanındaki atılımlarının etkisini olduğuna dikkati çekti. Ally Miola, İstanbul'un New York, Milano ve Londra gibi kendi moda haftasına sahip kentler arasına girdiğine değindi.
Haberde Miola, İstanbul'un gece yaşamının kozmopolit yapısına dikkati çekerken, Asya ve Avrupa'nın buluştuğu Boğaz manzaralı kesimleri ile Taksim, Beyoğlu, Nişantaşı, Etiler, Levent, Ortaköy ve Bebek'in ziyaret edilmesi gereken yerlerden olduğunu belirtti. Miola haberinde tarih meraklılarına Topkapı Sarayı'nın da üzerinde bulunduğu yarım adayı önerdi.
Okurlara Topkapı Sarayı'nda özellikle haremi görmelerini tavsiye eden yazar Ally Miola, yarım adada Ayasofya ve Sultan Ahmet Camii'nin de görülmeye değer yerlerden olduğunu ifade etti.
Miola'nın haberinde Kapalıçarşı'ya da geniş yer verildi. Yarım adada yürüme mesafesindeki Kapalıçarşı'da el dokuması halılar, metal takı ve süs eşyalarının satıcıyla yapılacak sıkı bir pazarlığın ardından satın alınabileceğini belirten Miola, pazarlık sırasında gelen bir fincan çay teklifinin ise zamanı olan veya kültürel bir deneyimin tadına bakmak isteyenlerce kabul edilebileceğini kaydetti. Kapalıçarşı'nın kalabalık, gürültülü ve patika gibi yollarına da dikkati çeken Yazar Miola, Çarşı'yı ziyaret edeceklere, ''Kendinizi sinirli hissettiğiniz bir günde çarşıyı ziyaret etmekten kaçının'' önerisinde bulundu. Kapalıçarşı'yı gezerken enerji takviyesi almak isteyenlere de Türk kahvesi içmelerini öneren Miola, güçlü ve koyu haliyle Türk kahvesinin ABD'de bir örneğinin bulunmadığına işaret ederek, ''Bana inanın, gerçekten denedim'' dedi.
Kültürel deneyim kazanmak isteyenlere Cağaloğlu Hamamı'nın önerildiği haberde, hamamın İstanbul'da yapılacak ''en otantik seçim'' olduğu ve daha önce Franz Liszt, Florence Nightingale ve Harrison Ford'un da bu deneyimi yaşadığı vurgulandı. Yazar Ally Miola, New York'tan İstanbul'a gelir gelmez ilk olarak burayı ziyaret etiğini ve terleyip Masaj yaptırdıktan sonra hamamdan ''yeni bir kadın olarak'' çıktığını anlattı. Miola, hamama gidenlere bütün günün ödülü olarak kendilerine lokum ziyafeti çekmelerini önerdi. Lokumun batıda ''Turkish Delight'' olarak bilindiğini anlatan Miola, kendisinin Antep fıstıklı lokuma düşkün olduğunu kaydetti.
İstanbul Business Traveller'da

14 Aralık 2009 Pazartesi

Potala nın tılsımlı simgeleri hayatıma yeni bir pencere açtı

Canan Çelik öğrenim için annesi ve kardeşiyle İstanbul’dan Londra’ya gittiğinde 14 yaşındaydı. 19 yaşında Viyana’ya geçip, Modeschule-Hetzendorf’ta Tekstil tasarımı öğrencisi oldu. Dünyayı keşfetme fırsatını çocukluğunda yakaladığını, şanslı olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa, gerçek tahmininizden biraz farklı. Seyahat hayali kurmaktan, seyyahlığa geçiş için tam 25 yıl beklemesi, iki kez hayatın kıyısına gelmesi gerekti.“Londra’da çok sayıda Hintli yaşıyordu. Kadınlarının rengarenk giysileri ilgimi çeker, Hindistan’a gitmeyi hayal ederdim. Tekstil öğrenimi renk merakımı daha da artırdı. Renklerin günlük hayatta özgürce kullanıldığı ülkeleri, kültürleri merak ediyordum. Ancak bütçem seyahate çıkamayacak kadar kısıtlıydı. kitap alıyor, bitpazarlarını dolaşıp Çin, Tibet, Peru kültürünü yansıtan otantik objeler topluyordum. Türkiye’ye döndüğümde iş hayatının yoğun temposuna teslim oldum. Önce tasarımcılık yaptım. Ardından ihracata yöneldim. Uzun yıllar günde 16 saat çalıştım. Yurtdışına çok sık yolculuk yaptığım halde, zamanım tekstil fuarlarında geçiyordu...”İLK YOLCULUK BALİ ADASI’NA1990’larda üst üste gelen ekonomik krizler, yaşadığı yoğun Stres Çelik’in sağlığında kalıcı izler bıraktı. Birkaç yıl arayla iki ağır hastalık kapısını çaldı. Zorlu bir tedavi sürecinden geçti.“Hastalanıp, işlerimi tasfiye edince ilk kez gelecekle ilgili hayallerimi, hayatta gerçekten yapmak istediklerimi düşünecek zaman bulabildim. Yıllardır Hindistan’ı, Bali’yi görmek isterim, birikmiş param var, şu işe bak, göremeden gidiyorum, diye düşündüm. İyileşince çıkacağım gezilerin hayalini kurmaya başladım. Uzun bir liste hazırladım.” Avrupa ve Amerika’yı işgezileri sırasında görmüştü. Doğu’yu, “etnik kültürlerin Müze raflarında durmadığı, yaşadığı” ülkeleri merak ediyordu. Seyahatlerine Hindistan’dan başlayacaktı. Kime bahsetse bu arzusundan, “Çok fakir, pis, aman sakın gitme pişman olursun” cevabını alınca rotasını değiştirdi. 1996’da Bali’ye gitti. “Doğayla uyum içinde yaşayan, sabah uyandıkları için şükretmeye başlayan, daha sonra gün içinde karşılaştıkları her olay için şükreden, otomobilin motoru çalıştığında bile mutlu olan insanlarla karşılaşmak beni çok etkiledi. Güneşin doğuşuna şükretmemiştim hiç. Hayatım bardağın boş tarafına bakmakla geçmişti. Dolu tarafına bakmasını bu geziden sonra öğrendim.”Gezgin merakı bilenerek döndü bu seyahatten. Sonraki yıllarda Keşif turları birbirini izledi. 1975’te aldığı bir kitapla ilgi alanına giren Borabodur Tapınağı’nı görmek için Java Adası’na, orangutanların doğal yaşamına tanık olmak için Sumatra’ya gitti. Kuzey Afrika ülkelerini gezdi, Güney Afrika’yı gördü. “Nepal yolculuğu sırasında renkler ve mistisizmden etkilendiğimi gören gezi arkadaşlarım, mutlaka Hindistan’ı görmelisin, dedi. Temizlik endişemi anlattım. 75 yaşında bir hanım, elinde iyileştiremediği bir yarayla Hindistan’a gittiğini, Varanasi’deki bir yaşlı bilgenin bir damla sıvı damlatarak iyileştirdiğini anlattı...”Çelik’in bir sonraki hedefi belli olmuştu. Varanasi’de ölü yakma ritüellerini izledi, gördüklerini sorguladı: “Mezarlıkların yakınından geçmeye bile korkardım. Avusturya’dayken, ölünün arkasından dostlarının yemekte buluşmasını, hoş anılar anlatmasını çok tuhaf bulurdum, tepki duyardım. Ölüm bir kayıptı, yas tutulmalıydı. Oysa, Varanasi’de şarkılar söyleyerek yakılıyordu ölüler. Aile üyeleri mutlu görünüyor, ağlamıyordu. Çünkü Hindistan’ta her ölüm yeni bir hayata başlangıçtı. Batı’daki ölüm korkusu, Doğu’da reenkarnasyon inancıyla aşılmıştı. Bu sayede şiddetli yoksulluğa, yoksunluğa karşın mutluydular, yüzlerinden tebessüm eksik olmuyordu.”TİBET’TE Çin SÜRPRİZİ Çelik, Tibet’e gitmeye 1990’ların sonunda karar vermişti. Zehra Güngör’ün Milliyet’te yayımlanan Dalai Lama röportajıydı ilk kıvılcımı çakan. Güngör’le buluşup konuştu, izlenimlerini öğrendi. Ardından “Tibet’te Yedi Yıl”ı izledi. “Potala Sarayı’nın temel kazılarında Budistler buldukları her solucanı özenle inşaat sahası dışına çıkarıyor, toprağa bırakıyordu. Bu duyarlılıktan çok etkilendim. Tibet’i ve bu tapınağı mutlaka görmeliydim.” Ancak Çin engelini aşmak kolay değildi. ABD üstünden gitmeyi denedi, uygun sezonu yakalayamadı. Butik çalışan, kültür turlarında uzmanlaşan bir Türk acentesine başvurdu. “Üç yıldır gereken izinleri almak için uğraşıyoruz” cevabını aldı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra firmanın beklediği izin çıktı. 1999 sonbaharında Nepal, Butan, Tibet rotasında yola koyuldular.“Tibet’i kavramak için bu rotayı izlemek gerekiyordu. Nepal ve Butan’da hayatımda ilk kez bulutların üstüne çıktım. Öyle bir enerji yüklendim ki, 800 metre yüksekliğindeki bir dağın başındaki Taktsang Manastırı’na yürürken, her gün Spor yapan, kondüsyonu çok iyi bir arkadaşı geçip, ayağımın altında paten varmış gibi zirveye ulaştım. Yüksek irtifadaki Yaşam pratikleri çok ilginçti. Ancak Nepal’in her köşesi hippi doluydu, turistikleşmişti. Zorlukla girdiğimiz Butan, bakir bir ülkeydi. Sarp tepelerdeki tapınaklarda Din adamları dev trompetler üflüyordu. Sessizliğin içinden bu trompetleri her duyduğumda ruhumun bedenimden ayrıldığını hissettim.”Çelik, Tibet’in Lhasa kentine vardığında ise büyüleyici izlenimlerin yerini şok duygusu aldı. Çin işgali, Tibet ruhunu şehirden silmişti. Neyse ki Potala Sarayı’nda aradığından fazlasını bulacaktı: “Uzaktan ilk bakışta haşmetiyle beni çarptı. Yolda karşılaştığımız Tibetliler, arınmak için kilometrelerce öteden geliyordu. Bir ellerinde çaydanlığa konulmuş yak yağı vardı. Geçmişin tapınağı, bugünün müzesi bağış olarak sadece bunu kabul ediyordu çünkü. Diğer ellerinde ise yürürken döndürdükleri dua çemberleri. Her çevirişte duaların havaya savrulduğuna, evrene iyilik saçıldığına inanıyorlardı. 13 katlı, bin odalı, 10 bin ayazmalı yapının görkemi çok etkileyiciydi. Zirveye ulaştığımda çatıdaki semboller dikkatimi çekti. Çevreye daha dikkatli baktığımda, çatılara çakılan motifli pilileri, yüzlerce sembolü, kötülükleri uzaklaştıran bayrakları fark ettim. İstanbul’a dönüşte Tibet simgeleri, tılsımları, renklerinin anlamlarını araştırmaya, bu konuda kaynak toplamaya başladım. Kırmızı mutluluğun, sarı neşenin rengi olarak girdi hayatıma. İnatçılığı unutup, hayatı akışına bırakmanın daha doğru olduğu fikrini benimsedim. Olumlu düşünerek, sorunların çözümüne katkıda bulunabileceğini gördüm. Mükemmelliyetçiliğimden vazgeçtim...”Tibet’te karşılaştığı yılan figürü, yani sonsuz yaşam ve Aşk sembolü üzerine okuma serüveni, birkaç yıl sonra Canan Çelik’in yaşamında yeni bir kapı açtı. Seramik çalışmaya, heykelcikler yapmaya başladı. Tibet ve Uzakdoğu tılsımları, Anadolu’nun kadın tanrıçaları, heykelcik serilerine dönüştü. Bu heykelcikleri açtığı web sayfasında (www.canancelik.com) sergiliyor. Bu arada seyahatlerini sürdürüyor. “Ekonomik kriz nedeniyle hedeflerimi küçültsem de gezilere devam ediyorum. İlk fırsatta Kamboçya’da Angkhor’u, Peru ve Guatemala’yı görmek istiyorum. Sonra Batı uygarlığına dönüp St. Petersburg ve İskandinav ülkelerine gideceğim” diyor.
Potala’nın tılsımlı simgeleri hayatıma yeni bir pencere açtı

8 Aralık 2009 Salı

400 yıl önceki New York

Ekoloji uzmanları zamanı dört yüzyıl geriye sardı. Ve Henry Hudson'ın tayfasıyla ilk kez New York Limanı'na girdiği o eylül gününde Manhattan Adası'nın nasıl göründüğünü ortaya çıkardı.
Son yıllarda New York'a gelen en şaşırtıcı ziyaretçilerden biri José adındaki kunduzdu. Nereden geldiği hakkında kimsenin fikri yoktu.
Ekologların tahmini, kuzeydeki Westchester ilçesinden çıkıp, Bronx Nehri'nden yüzerek buraya ulaştığı yönündeydi. 2007 kışında bir sabah, Bronx Hayvanat Bahçesi'nden geçen nehrin bir kıyısında ortaya çıkıvermişti José.
Burada birkaç söğüt ağacını kemirmiş ve kendine bir de in yapmıştı. Merkezi Bronx Hayvanat Bahçesi'nde bulunan Yaban Hayatını Koruma Derneği'nden (WCS) ekoloji uzmanı Eric Sanderson, "O günlerde bana, Bronx'ta bir kunduz olması olasılığı nedir diye sorsanız, sıfır derdim," diyor. "New York kentinde 200 küsur yıldan beri kunduz yok."
Kentin, New Amsterdam adı altında bir Hollanda yerleşimi olduğu 17. yüzyıl başlarında, kunduzlar Avrupa'da o dönemde çok Moda olan postları yüzünden yoğun olarak avlanıyordu. Kürk ticareti öyle kârlı bir işkolu haline gelmişti ki, bir çift kunduz kentin resmi mühründe kendilerine bir yer edinmişti. Ve hâlâ da mühürde yer alıyorlar. Ama gerçek kunduzlar yok oldu.
Sanderson, Yaban Hayatını Koruma Derneği'nden meslektaşı Stephen Sautner nehrin kıyısında yürürken bir kunduza dair bazı işaretler gördüğünü söylediğinde, işte bu yüzden söylediğine pek inanmamıştı.
Sautner'la birlikte nehri hayvanat bahçesinin otoparklarının birinden ayıran tel örgünün çevresinden dolaşmış ve tam da Sautner'ın dediği yerde José'nin inini bulmuşlardı. Birkaç hafta sonra geri gittiklerindeyse, José'nin kendisiyle karşılaştılar.
Sanderson, "Karanlık çöküyordu," diye anlatıyor. "Nehrin kıyısında durmuş çene çalarken, birden onu gördük. Dibimize kadar yüzdü. Sonra nehirde daireler çizmeye başladı. Biz biraz geri çekildik. O ise bir alarm çağrısı yaptı ve kuyruğunu pat pat suya vurdu."
Kunduzun New York'a geri dönüşü, bir zamanlar araba hurdalarının ve çöplerin atıldığı Bronx Nehri'ni iyileştirmek için 30 küsur yıldır emek harcayan çevreciler ve gönüllüler tarafından büyük bir zafer olarak ilan edildi.
Kunduza, geçen yıllar zarfında nehrin temizlenmesi için federal fonlardan 15 küsur milyon dolar aktarılmasında itici güç olan Bronx'tan kongre üyesi José E. Serrano'nun onuruna, José adı verildi. Sanderson için José'nin öyküsünün daha farklı bir anlamı var.
Yaklaşık on yıldır Yaban Hayatını Koruma Derneği'nde, kent burada kök salmaya başlamadan önce Manhattan adasının nasıl göründüğünü olabildiğince kesin bir şekilde yansıtmayı hedefleyen bir projeyi yönetiyor.
Lenape halkının "çok tepeli ada" sözcüğüne atfen Mannahatta Projesi olarak anılan bu çalışma, zamanı 12 Eylül 1609'un öğleden sonrasına, Henry Hudson'la tayfasının New York Limanı'na girip adayı gördükleri andan hemen öncesine geri çevirmeyi amaçlıyor.
Sanderson, Hudson'ın gördüğü doğa harikasını insanların bugün zihinlerinde canlandırabilmeleri halinde, doğallığını sürdürebilen diğer yerleri korumak için daha fazla mücadele edebilecekleri görüşünde. "İnsanların, New York'un orijinal coğrafyasına âşık olmalarını istedim," diyor. "İnsanların normalde doğayla hiç bağdaştırmadığı bir yerde, doğanın tüm unsurlarıyla işlediğinde ne kadar harika olabileceğini göstermek istedim."
Tepeleri dozerle düzleştirilmeden, sulak alanları betonla kaplanmadan çok önce, Manhattan devasa kestane, meşe ve Amerika ceviz ağaçlarıyla, tuzlu bataklıklarla ve hindi, Kanada geyiği ve Amerika kara ayısı dolu çayırlarla kaplı olağanüstü bir doğal alandı.
Hudson'a göre, "İnsanın ayak basabileceği en hoş topraklardan biri"ydi. 21 kilometre uzunluğundaki bu dar adanın her iki kıyısında da, Lenape halkının kendilerine deniztarağı ve istiridye ziyafeti çektiği kumluk sahiller uzanıyordu. Manhattan'dan akan derelerin uzunluğu 105 kilometreyi aşıyor, çoğu derede birkaç kunduz yaşıyordu. Ve Sanderson'un bakış açısıyla José'nin ortaya çıkması da, o eski günlere açılan nadir bir pencere anlamına geliyordu.
Devamı National Geographic Eylül sayısında...
KISA KISA EYLÜL... Güneş Dünyayı Kurtaracak mı? Dünyanın enerji ihtiyacının kat kat fazlası hergün gezegenimize yağıyor. Mesele, yetecek kadar güneş ışığını depolamak. Güneş enerjisi özel dosyası... Somali’nin Perde Arkası Açık sularda kol gezen korsanlar, Somali gerçeğini anlatmakta yetersiz kalıyor. Başkent Mogadişu yıkıntı halinde. İnsanlar şiddet ve açlıkla boğuşuyor. Bütün bunların yanında hayat her şeye rağmen devam ediyor. Somali’nin öteki yüzü... İğneada Karadeniz’in batı kıyısında su içindeki ormanları, benzersiz mantar türleri ve sazlıklarıyla fantastik bir kasaba.

National Geographic Eylül sayısında tüm okurlarına özel yapım Türkiye haritası hediye ediyor!
400 yıl önceki New York

İstanbul Die Welt’te

BERLİN - "İstanbul'da 48 saat" başlığıyla yayımlanan haberde, İstanbul'da minarelerden çok vinçlerin yer aldığı, kentin sadece büyümediği, Avrupa'nın Kültür Başkenti olacağı için gelecek yıla hazırlandığı ifade edildi.
İstanbul'a Avrupa'nın Kültür Başkenti olmadan önce veya daha sonra gitmek isteyenlere tavsiyelerde bulunulan haberde, Ayasofya ve Sultanhamet'in görülmesi önerilirken, Mısır Çarşısı'nda da baharattan balığa kadar her şeyin bulunabileceği kaydedildi.
İstanbul Die Welt’te

Türkiye en ucuz tatil güzergahları arasında


Türkiye, seyahat edilecek en ucuz 10 Tatil güzergahı arasında gösterildi. İngiltere merkezli İnternet sitelerindeki anketlerde, Türkiye'nin hem Avrupa'nın içinde hem de Avrupa'daki pahalılığın dışında bir gezi ülkesi olduğu vurgulandı.

Türk Lirası'nın, İngiliz Sterlini açısından, ucuza seyahat edilebilecek ülkeler arasında yer aldığı, Kapalıçarşısıyla, Çukurcumasıyla, hafta sonu bile gezilerek, alışveriş yapılabileceğine dikkat çekildi.

Türkiye'yi, cazip turistik merkezlerden biri olarak her yıl daha çok turistin ziyaret ettiği belirtilirken, Otel fiyatlarının önümüzdeki yıllarda artış göstereceği ve bu nedenle, otel fiyatları yükselmeden bu fırsatın iyi değerlendirilebileceği ifade edildi.

Türkiye ile birlikte Meksika, Güney Afrika, Mısır, Tayland gibi ülkelerin, İspanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelere kıyasla çok daha gezilebilecek mekana sahip olduğu ve bu ülkelerden de daha ucuz olduğu vurgulandı.
Türkiye en ucuz tatil güzergahları arasında

Tayland’ın hindistancevizi adası Samui

Ko Samui ya da kısa adıyla Samui, sessizliğin ve yalnızlığın naif, kendine özgü köşesi. 1970’li yıllarda sırt çantalı gezginler “keşfetmişti.” Adada su, elektrik gibi günümüzün doğal ihtiyaçlarından habersiz, az sayıda yerli yaşıyor, balıkçılıkla geçiniyordu. Yollara pek ihtiyaç duyulmadığından patikalar kullanılıyordu. Göz kamaştırıcı plajları, hindistancevizleri ve cömert yeşilliğiyle “ilk” gelenleri cennet havasında karşılamıştı. İlk gezginlerden sonra, özellikle ABD, Avrupa ve Prag’da esen köklü değişim rüzgârları, Asya’nın mistik, gizemli dünyasının keşfine yol açtı. “Dünyada uyum ve barış” ilkesini benimseyen, tabiat anayı rehber edinen “hippi” hareketi böyle bir cennet köşeyi görmezden gelemezdi. Gelmedi de... Aradan geçen 30 yılda ada çok popüler oldu. Şu anda adını duymayan yok denecek kadar az. Öncelikle plajları ve sualtı görsel zenginliğiyle akla geliyor. Oysa, çok daha fazlasını vaat ediyor. İDEAL DÖNEM OCAK-NİSAN Ko Samui, ülkenin üçüncü büyük adası. Adı “hindistancevizi adası” anlamına geliyor. Adada mevsim kavramı yok. Nem ve sıcaklığın artıp artmamasına, yağışların bolluğuna bağlı olan “dönemlerden” bahsediliyor daha çok. Ekim-aralık arası yağışların en bol ve şiddetli olduğu, denizin coştuğu dönem... “İdeal sezon” ocak-nisan arasında.Adanın bir liman şehri olan, başkenti Nathon turizmle pek fazla haşır neşir değil. Ticari faaliyetler ön planda, geleneksel Yaşam tarzı korunmuş. Yerel yaşamın havasını koklamak için gitmekte, gezmekte fayda var. Deniz, güneş, kum, plaj, romantizm, egzotizm tutkunları için ise doğru adres kuşkusuz adanın doğu sahilindeki Lamai ve Chaweng bölgeleri. Her ne kadar adanın tüm çevresi Güzellik dereceleri değişen plajlarla çevrili olsa da en revaçta olanları bu bölgeler. Yedi kilometre uzunluğundaki Chaweng, plajların en uzunu, en gözdesi. Sakin ve turkuvaz suların beyaz ince kumla uyumlu buluşması güzellik için yetmezmiş gibi, açıkta yeşillikler içindeki iki adacık ve bir mercan kayalığı bulunuyor. Oteller, bungalovlar, dükkânlar, restoranlar, barlar plaja paralel, tespih tanesi gibi yan yana dizilmiş. Bar ve restoranlardan bahsetmişken, Ko Samui’de yeme içme işleri kusursuz. Tayland mutfağını tercih edenler için tabii ki alternatif bol. Ancak İtalyan, Meksika ve diğer Avrupa mutfakları için pek çok mekân var. Fast food konusunda ise “bini bir para” tanımı yeterli olacaktır. Kısacası yeme-içme için bol alternatif ve uygun fiyat bir arada. Bir diğer alternatif adanın kuzeye bakan yüzü, yani Choeng Mon ve Mae Nam bölgesi. “Ko Samui’de hiçbir şey pek uzakta değildir” diyor yerliler. Buna karşın, hazırlıksız gelen ziyaretçi “Nereden başlasam” şaşkınlığını yaşayabilir. Ne de olsa tropikal ortamın sağlayabileceği nimetlerin büyük kısmını sunuyor tabiat ana. Bir de gündüz ile gece hayatının da hareketli olduğunu düşünürsek (alışveriş dahil), gezi programının yükü artabilir. Adayı tamamen çevreleyen “4169” adlı yol 50 kilometre uzunluğunda. Planlı bir şekilde takip edildiğinde, sorun yaşamadan turunuzu tamamlayabilirsiniz. Yerel taksiler, yani “songthaews”lar çok pratik, yine de birçok adada olduğu gibi araç kiralamak çok rahatlık sağlıyor. Hem plajlarını, hem iç bölgelerini gönlünüzce gezebiliyorsunuz. KİTAPLIK OTELİPhuket misalinde olduğu gibi, turizme bağlı hızlı yapılaşmanın, Samui’ye eski vahşi cazibesinden çok şey kaybettirdiğini düşünenler hiç de az değil. Buna karşın yapı yüksekliğinin hindistancevizi ağacını geçememesi bile çok hoş. Uygun fiyatlı konaklama yapabileceğiniz otellere ilave olarak çekici, egzotik havalı, SPA’larıyla öne çıkan farklı statüde pek çok iyi tesis var; tabii avangard yaklaşımlar da. “The Library” oteli avangard tarafıyla adanın en ilginç mekânlarından. Chaweng’in kuzeyinde, göreceli olarak daha sakin bir bölgedeki otelin yegâne özelliği tasarımı. Plajdaki çok rahat şezlonglarından tutun odalarına kadar... İsminin sadece “sessizlik vahası” çağrışımı için seçildiğini sanmayın. Plaja bakan okuma odası baştan aşağıya kitap ve DVD ile donatılmış. İsteyen odasına da götürebiliyor ücretsiz olarak. Laem Nan Koyu’nun ardından gelen Lamai Beach, “Chaweng ruhunu devam ettiriyorum” iddiasında. Restoranlar, barlar, seyyar satıcılar ve günlük deniz turizminin yol açtığı olağan kargaşa... Hua Thanon, Lamai Beach’in doğal devamı olarak dikkat çekiyor, fakat güneye doğru inildikçe asude bir havanın ilk esintileri hissedilebiliyor, özellikle iki kilometre uzunluğundaki ince kumlu Bang Kao plajında. Romantizm ile fotoğraf çekme arasında tereddütlerin her an yaşanabileceği bir sahil şeridi başlıyor gerçekten. Deklanşör ile sessiz Senfoni arasında, gizli olduğu kadar hoş bir iç çekişme. “Gün- batımı izlemenin en doyumsuz olduğu yer” olarak işaret ediyor yerliler Bang Kao’yu, bizden söylemesi. Zamanınız kısıtlıysa, devam edin yolunuza. Denize girip, güzel manzaralar seyrederek adanın güneybatısına ulaşacaksınız. Thong Krut, aslında balıkçı köyü. Ancak diğer adalara tekneler kalkıyor ve bazen bu nedenle sakinliği bozulabiliyor. Biraz daha ilerideki Thong Tanote ve Taling Ngam plajı, göz alıcı manzaralarıyla birbiriyle yarışıyor. Feribotların geldiği iskeleye yakın olan Lipa Noi, sakin ve pek de derin olmayan sularıyla uğranılması gereken yerlerden. Buradaki günbatımı manzarası, Bang Kao ile rekabet edebilecek seviyede. ANI YAŞAMAK VE ANI DONDURMAK Bang Po, yüzünü kuzeye doğru, Ko Phangan’a çevirmiş. Mercan kayalıkların yakınlığı, suyun berraklığı ile birleşince dertsiz, tasasız bir şnorkelci mekânı oluvermiş. Tüm bir gün harcanabilir rahat rahat. Tanınmış isimlerden, Maenam Beach devamında, doğu istikametinde. Ünü pek yersiz değil. Yüzmeyi sevenleri, rüzgâr sörfçülerini aynı sevimlilikte karşılıyor Maenam Beach. Plajın ortasınaki iskeleden, sürat motorlarıyla Ko Tao (18 kilometre), Ko Phangan (45 kilometre) gibi adalara gidilebiliyor. Ko Tao, egzotizmin tatlı ninnisine doyamayanların istikametlerinden biri. Deniz, kum, güneş, tropikal bitki örtüsüyle sessizlik ve ıssızlığı aynı tabloda birleştirmek istiyorsanız, çağrısına kulak verin. Kim bilir, belki de konaklamanıza orada devam edersiniz... Filmlere bile yansımış dolunay partileriyle meşhur olmuş, lakin buranın gerçek kimliğini öncelikle sualtı zenginliği, balık avcılığı ve sakinliği oluşturuyor. Ko Pha-Ngan Adası’na muhteşem bir bakış açısı veren Bo Phut Plajı’na da uğrayın deriz. Chaweng’e yakın olup, göreceli sakinliği yeğleyenlerin ilk tercihi olabilir...Big Buddha (Wat Phra Yai), adanın kuzeybatısında, 4171 numaralı yolun üzerinde. Merdivenlerle ulaşılan heykelin çevresinde hoş vakit geçirilebiliyor.Son olarak Samui’nin oldukça güvenli bir ada olduğunu tekrar söyleyelim. Başınıza rahatsız edici bir durumun gelme ihtimali yok denecek kadar az. Yerli halk oldukça saygılı, kibar. Huzurlarının bu kadar kaçırılmış olmasına rağmen, kendi hallerinde yaşıyorlar. ORMANDA AĞAÇLARIN ÜSTÜNDEN UÇUN FİLLE ŞELALELERİ GEZİNKo Samui’de birçok safari turu düzenleniyor. Orman, şelale ve tapınaklara düzenlenen günlük turlar, fil safarilerinin fiyatları 30 ila 50 dolar arasında. Bir başka Fantezi, ormanda ağaçların üstünden kaymak. Doğu Karadeniz’deki gibi, vadiler arasına çelik teller gerilmiş. Bu tellere kayışlarla bağlanıp kişisel teleferiğinizi oluşturuyor, kuşbakışı ormanı gözlemliyorsunuz. Emniyetli, ön Eğitim gerektirmiyor, 80 yaşındakiler bile yapabiliyor. Fiyatı 35 dolar civarında. Dalış, en popüler spor. Özellikle Ko Tao Adası’nda. Ko Samui’ye tekneyle 1.5 saat uzaklıktaki ada bölgenin en zengin, güzel sualtına sahip. Tayland’da dalış turlarını yabancılar düzenliyor. İşlerini çok ciddiye aldıklarını belirtmem gerek. Bütün dalış okulları PADI ya da SSI sertifikalı. Bu arada eğer amacınız ağırlıklı dalışsa; yemek, Otel transferleri ve ekipman kirası tur fiyatlarına dahil.İZMİRLİ ULAŞ HİZMETİNİZDEAdaya vardığınızda öncelikle bir motosiklet kiralayın. Adayı keşfetmek ve tatlı sürprizlerle kolayca buluşmak için büyük avantaj sağlıyor. İşte, ben tam bu noktada Ko Samui’deki ilk büyük şaşkınlığı yaşadım. Scooter kiralamak için havaalanı yakınındaki Chaweng sahilinde gezinirken, Ulaş (namı-diğer Oscar) ile tanıştım. Yıllar önce İzmir’den iki kardeş ve birkaç arkadaş gelip yerleşmişler Chaweng’e. “Goholidaygo” sloganıyla yola çıkmışlar. Tur, otel, uçak, scooter kiralama, internet dahil pek çok hizmeti sağlıyorlar. Başkent Bangkok’tan hemen her saat başı uçak var Ko Samui’ye. Yolculuk yaklaşık bir saat sürüyor, ama yaşadığınız atmosferin hızla değişime uğraması şaşırtıcı geliyor insana. Birden göğü delen yapıların arasından sıyrılıp tropikal bir adaya düşüveriyorsunuz adeta. Tabii iniş sırasındaki tropikal bahçeye iniyormuş duygusu ayrı bir heyecan katıyor. Büyüleyici bir manzara ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bütün bu görüntülere devasa Buda heykelinin eşlik ettiğini de ilave etmeliyim. Kısacası yaşanan şaşkınlık hiç de kısa sürmüyor.
Tayland’ın hindistancevizi adası Samui

Potala’nın tılsımlı simgeleri hayatıma yeni bir pencere açtı

Canan Çelik öğrenim için annesi ve kardeşiyle İstanbul’dan Londra’ya gittiğinde 14 yaşındaydı. 19 yaşında Viyana’ya geçip, Modeschule-Hetzendorf’ta Tekstil tasarımı öğrencisi oldu. Dünyayı keşfetme fırsatını çocukluğunda yakaladığını, şanslı olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa, gerçek tahmininizden biraz farklı. Seyahat hayali kurmaktan, seyyahlığa geçiş için tam 25 yıl beklemesi, iki kez hayatın kıyısına gelmesi gerekti.“Londra’da çok sayıda Hintli yaşıyordu. Kadınlarının rengarenk giysileri ilgimi çeker, Hindistan’a gitmeyi hayal ederdim. Tekstil öğrenimi renk merakımı daha da artırdı. Renklerin günlük hayatta özgürce kullanıldığı ülkeleri, kültürleri merak ediyordum. Ancak bütçem seyahate çıkamayacak kadar kısıtlıydı. kitap alıyor, bitpazarlarını dolaşıp Çin, Tibet, Peru kültürünü yansıtan otantik objeler topluyordum. Türkiye’ye döndüğümde iş hayatının yoğun temposuna teslim oldum. Önce tasarımcılık yaptım. Ardından ihracata yöneldim. Uzun yıllar günde 16 saat çalıştım. Yurtdışına çok sık yolculuk yaptığım halde, zamanım tekstil fuarlarında geçiyordu...”İLK YOLCULUK BALİ ADASI’NA1990’larda üst üste gelen ekonomik krizler, yaşadığı yoğun Stres Çelik’in sağlığında kalıcı izler bıraktı. Birkaç yıl arayla iki ağır hastalık kapısını çaldı. Zorlu bir tedavi sürecinden geçti.“Hastalanıp, işlerimi tasfiye edince ilk kez gelecekle ilgili hayallerimi, hayatta gerçekten yapmak istediklerimi düşünecek zaman bulabildim. Yıllardır Hindistan’ı, Bali’yi görmek isterim, birikmiş param var, şu işe bak, göremeden gidiyorum, diye düşündüm. İyileşince çıkacağım gezilerin hayalini kurmaya başladım. Uzun bir liste hazırladım.” Avrupa ve Amerika’yı işgezileri sırasında görmüştü. Doğu’yu, “etnik kültürlerin Müze raflarında durmadığı, yaşadığı” ülkeleri merak ediyordu. Seyahatlerine Hindistan’dan başlayacaktı. Kime bahsetse bu arzusundan, “Çok fakir, pis, aman sakın gitme pişman olursun” cevabını alınca rotasını değiştirdi. 1996’da Bali’ye gitti. “Doğayla uyum içinde yaşayan, sabah uyandıkları için şükretmeye başlayan, daha sonra gün içinde karşılaştıkları her olay için şükreden, otomobilin motoru çalıştığında bile mutlu olan insanlarla karşılaşmak beni çok etkiledi. Güneşin doğuşuna şükretmemiştim hiç. Hayatım bardağın boş tarafına bakmakla geçmişti. Dolu tarafına bakmasını bu geziden sonra öğrendim.”Gezgin merakı bilenerek döndü bu seyahatten. Sonraki yıllarda Keşif turları birbirini izledi. 1975’te aldığı bir kitapla ilgi alanına giren Borabodur Tapınağı’nı görmek için Java Adası’na, orangutanların doğal yaşamına tanık olmak için Sumatra’ya gitti. Kuzey Afrika ülkelerini gezdi, Güney Afrika’yı gördü. “Nepal yolculuğu sırasında renkler ve mistisizmden etkilendiğimi gören gezi arkadaşlarım, mutlaka Hindistan’ı görmelisin, dedi. Temizlik endişemi anlattım. 75 yaşında bir hanım, elinde iyileştiremediği bir yarayla Hindistan’a gittiğini, Varanasi’deki bir yaşlı bilgenin bir damla sıvı damlatarak iyileştirdiğini anlattı...”Çelik’in bir sonraki hedefi belli olmuştu. Varanasi’de ölü yakma ritüellerini izledi, gördüklerini sorguladı: “Mezarlıkların yakınından geçmeye bile korkardım. Avusturya’dayken, ölünün arkasından dostlarının yemekte buluşmasını, hoş anılar anlatmasını çok tuhaf bulurdum, tepki duyardım. Ölüm bir kayıptı, yas tutulmalıydı. Oysa, Varanasi’de şarkılar söyleyerek yakılıyordu ölüler. Aile üyeleri mutlu görünüyor, ağlamıyordu. Çünkü Hindistan’ta her ölüm yeni bir hayata başlangıçtı. Batı’daki ölüm korkusu, Doğu’da reenkarnasyon inancıyla aşılmıştı. Bu sayede şiddetli yoksulluğa, yoksunluğa karşın mutluydular, yüzlerinden tebessüm eksik olmuyordu.”TİBET’TE Çin SÜRPRİZİ Çelik, Tibet’e gitmeye 1990’ların sonunda karar vermişti. Zehra Güngör’ün Milliyet’te yayımlanan Dalai Lama röportajıydı ilk kıvılcımı çakan. Güngör’le buluşup konuştu, izlenimlerini öğrendi. Ardından “Tibet’te Yedi Yıl”ı izledi. “Potala Sarayı’nın temel kazılarında Budistler buldukları her solucanı özenle inşaat sahası dışına çıkarıyor, toprağa bırakıyordu. Bu duyarlılıktan çok etkilendim. Tibet’i ve bu tapınağı mutlaka görmeliydim.” Ancak Çin engelini aşmak kolay değildi. ABD üstünden gitmeyi denedi, uygun sezonu yakalayamadı. Butik çalışan, kültür turlarında uzmanlaşan bir Türk acentesine başvurdu. “Üç yıldır gereken izinleri almak için uğraşıyoruz” cevabını aldı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra firmanın beklediği izin çıktı. 1999 sonbaharında Nepal, Butan, Tibet rotasında yola koyuldular.“Tibet’i kavramak için bu rotayı izlemek gerekiyordu. Nepal ve Butan’da hayatımda ilk kez bulutların üstüne çıktım. Öyle bir enerji yüklendim ki, 800 metre yüksekliğindeki bir dağın başındaki Taktsang Manastırı’na yürürken, her gün Spor yapan, kondüsyonu çok iyi bir arkadaşı geçip, ayağımın altında paten varmış gibi zirveye ulaştım. Yüksek irtifadaki Yaşam pratikleri çok ilginçti. Ancak Nepal’in her köşesi hippi doluydu, turistikleşmişti. Zorlukla girdiğimiz Butan, bakir bir ülkeydi. Sarp tepelerdeki tapınaklarda Din adamları dev trompetler üflüyordu. Sessizliğin içinden bu trompetleri her duyduğumda ruhumun bedenimden ayrıldığını hissettim.”Çelik, Tibet’in Lhasa kentine vardığında ise büyüleyici izlenimlerin yerini şok duygusu aldı. Çin işgali, Tibet ruhunu şehirden silmişti. Neyse ki Potala Sarayı’nda aradığından fazlasını bulacaktı: “Uzaktan ilk bakışta haşmetiyle beni çarptı. Yolda karşılaştığımız Tibetliler, arınmak için kilometrelerce öteden geliyordu. Bir ellerinde çaydanlığa konulmuş yak yağı vardı. Geçmişin tapınağı, bugünün müzesi bağış olarak sadece bunu kabul ediyordu çünkü. Diğer ellerinde ise yürürken döndürdükleri dua çemberleri. Her çevirişte duaların havaya savrulduğuna, evrene iyilik saçıldığına inanıyorlardı. 13 katlı, bin odalı, 10 bin ayazmalı yapının görkemi çok etkileyiciydi. Zirveye ulaştığımda çatıdaki semboller dikkatimi çekti. Çevreye daha dikkatli baktığımda, çatılara çakılan motifli pilileri, yüzlerce sembolü, kötülükleri uzaklaştıran bayrakları fark ettim. İstanbul’a dönüşte Tibet simgeleri, tılsımları, renklerinin anlamlarını araştırmaya, bu konuda kaynak toplamaya başladım. Kırmızı mutluluğun, sarı neşenin rengi olarak girdi hayatıma. İnatçılığı unutup, hayatı akışına bırakmanın daha doğru olduğu fikrini benimsedim. Olumlu düşünerek, sorunların çözümüne katkıda bulunabileceğini gördüm. Mükemmelliyetçiliğimden vazgeçtim...”Tibet’te karşılaştığı yılan figürü, yani sonsuz yaşam ve Aşk sembolü üzerine okuma serüveni, birkaç yıl sonra Canan Çelik’in yaşamında yeni bir kapı açtı. Seramik çalışmaya, heykelcikler yapmaya başladı. Tibet ve Uzakdoğu tılsımları, Anadolu’nun kadın tanrıçaları, heykelcik serilerine dönüştü. Bu heykelcikleri açtığı web sayfasında (www.canancelik.com) sergiliyor. Bu arada seyahatlerini sürdürüyor. “Ekonomik kriz nedeniyle hedeflerimi küçültsem de gezilere devam ediyorum. İlk fırsatta Kamboçya’da Angkhor’u, Peru ve Guatemala’yı görmek istiyorum. Sonra Batı uygarlığına dönüp St. Petersburg ve İskandinav ülkelerine gideceğim” diyor.
Potala’nın tılsımlı simgeleri hayatıma yeni bir pencere açtı